SAĞLIK KESİMİNİN BÜYÜK SIKINTISI?!…

#alttext#
“Nulla res tam necessaria est quam medicina”
(Hekimlikten daha gerekli bir şey yoktur.)
Latin Deyimi

Türkiye’de 355′i özel olmak üzere toplam 1. 220 hastane var. Yataksız sağlık kuruluşu olan Sağlık Ocağı sayısı da 6.300.

Sağlık Bakanlığı’nın 2001 yılı verilerine göre ülkemizde 90.957 hekim bulunmaktadır. Her yıl tıp fakültelerinden mezun olan 4.000-4.500 hekim bu sayıya eklenirse, 2005 yılı itibarıyla Türkiye’de hekim sayısının 110.000’e yaklaştığı söylenebilir.

Türk Tabipleri Birliği’ne göre, Avrupa ülkelerinde ortalama olarak her 300-500 kişiye 1 hekimi düşerken, Türkiye’de ise yaklaşık 600 kişiye 1 hekim düşmektedir. Bu rakam İngiltere ortalamasına yakındır.

Bu hekimler 49′unun ana dal, 45′inin yan dal olan 94 uzmanlık dalı içinde, ayrıca pratisyenlik düzyinde üzerlerine düşen görevi yürütmeye çalışmaktadırlar.

Türkiyede etkin olarak görev yapan hemşire sayısının 102 bin olduğu açıklandı. Avrupa Birliği ülkelerinde 100 bin kişiye düşen hemşire sayısı 745 iken, Türkiye’de bu rakamın 141’e düştüğü kaydedildi

DPT Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Plânına göre 200 bin hemşireye daha gereksinim vardır. Öte yanda Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısınca 11 şubat 2005 günü yapılan açıklamaya göre, 16 bin 500 Sağlık Meslek Lisesi mezunu hemşire de işsizdir.

Bu rakamlardan da anlaşılabileceği gibi, Türkiyemizde sağlık konusunda bazı belirgin sorunlar yaşanmaktadır.

Ancak sağlık kesiminin büyük sıkıntısı sadece bunlardan oluşmayıp, özellikle halkı da daha yakından ilgilendiren bir güçlüğün varlığı söz konusudur.

Bu hasta ile hekimin arasındaki PARA ilişkisidir. Her sağlık sorunu yaşayan kişide ön plana çıkan, sağlık hizmetinin kalitesinden de önce bu sosyal konudur.

Bir insanın canının değeri para ile olçüldüğünde, buna biçilecek değer ne olabilir?…

Bunu para olarak ölçmeye olanak yoktur!…

O zaman hekimle hasta arasında PARA alışverişi olmamak gerekir.

İyi ama, hiç bir hizmeti para harcamadan yürütmeye de olanak yoktur. Ayrıca sağlık personelinin de yaşamlarını sürdürebilmeleri, üzerlerine düşen sağlık hizmetlerini yürütebilmeleri için para kazanma zorunlulukları vardır.

Çözüm Genel Sağlık Sigortasını uygulamaktır!…

İşte sorun, konunun kördüğüm olması bu noktada başlıyor. Çünkü bir şeyi ya da hizmeti sigortaya bağlayabilmeniz için, önceden düzenli biçimde pirim adı altında bir para almanız gerekir ki hizmeti vermeye başladığınız sırada bunu finanse edebilesiniz.

Denilebilir ki SSK lı olsun, Emekli Sandığı üyesi olsun, BAĞKUR üyesi olsun düzenli olarak pirim ödüyorlar. O zaman neden ister devlet kurumları, isterse özel hastanelerde, verilen hizmetler karşılığı kendi sigortalarının ödediğinin dışında ek bir para ödeme durumuyla karşı karşıya kalıyorlar?…

Bu ek ödemelerin tutarı, hasta için bazan astronomik bir rakam olabiliyor.

Bunun başlıca nedeni sağlık kuruluşlarının, özellikle de devlet kurumları dışındaki özel hastanelerin verdikleri hizmetlere biçtikleri çok yüksek değerlerdir. Gerçi herkes önceden bir sigorta pirimi ödüyor. Ama bu ödenen primler, verilen hizmetlere biçilen değerler karşısında komik olarak kalıyor. Bu yüzden de devlet sigorta şemsiyesi altında olanlara, bu kurumlarca belli bir ödeme yapılabiliyor. Bazan bu ödeme hastanece istenen paranın çok altında kalabiliyor.

Devlet kurumları dışında özel olarak Sağlık Sigortası yaptırma olanağı var. Ancak bu durumda ödenmesi istenen primler çok yüksek oluyor. Çünkü sigorta ortaklıkları ödeyecekleri özel hastane fiyatlarını göz önüne alıyorlar. Bunlar da olağanüstü yüksek!…

Özel sağlık kuruluşları, verdikleri sağlık hizmetleri dışındaki, konaklama hizmetlerinin beş yıldızlı otel düzeyinde olduğu savındalar. Bu yüzden bir gece hastanede yatma karşılığı hastadan 500 TL isteniyor. Bu rakam, örnekse Pera Palas Otelinin bir gecelik oda fiyatına eşittir.

İşi düşüp başvuranlar bilir. Sorarım size, Türkiyedeki hangi özel hastane konuklarına Pera Palas düzeyinde otelcilik hizmeti verebiliyor?…

Vermesine de olanak yoktur. Otelcilik başka bir zenaat, hastane işletmeciliği çok başka bir zenaattir. Bir hastane hastalarına çok iyi düzeyde bir konaklama olanağını sağladığını söyleyebilir. Ama hiç bir özel hastane bunun beş yıldızlı oteller düzeyinde olduğu savında bulunamaz. Çünkü verdiği otelcilik hizmeti bu düzeyde değildir. O zaman ortada olan, haksız para kazanma gayreti söz konusudur.

Konaklama dışında olan sağlık hizmetlerinin niteliği (qualité’si), devlet kurumu ile özel kuruluş ayrımı yapılmaksızın her yerde aynı olma gereğindedir. Başka türlü düşünebilme sağlık hizmeti verme işine ihanet etme anlamını taşır. Demek ki bir özel hastane, konaklama konusunda olduğu gibi, bu konuda “ben daha iyi nitelikte sağlık hizmeti sunuyorum” diyemez. Bu yapılan işin doğasına aykırıdır.

Ama bu konuda da istenilen paraların tutarı, ister tıbbi-cerrahi girişimler, isterse laboratuvar hizmetleri konusunda olsun, pek yüksek değerlere ulaşıyor. Örnek olarak en pahalı girişim olan açık-kalb cerrahisini alırsak, bir özel hastaneden bu girişimi geçirmiş biri olarak çıkabilmek için aşağı yukarı 50 000 TL, belki de daha fazla ödemeniz gerekir. En basit bir abse drenajı için 2 000 TL ödemek gerekir.

Bu rakkamlar devlet hastanelerindekilerin çok, ama çok üzerindedir. Hasta sağlığı ya da canı söz konusu olduğundan, hiç kimse devlet hastanelerinde verilen sağlık hizmetinin, özel kuruluşlara göre daha aşağı düzeyde olduğu savında bulunamaz.

Bunları, Türkiyemizin en üst düzey hastanelerinden biri olan Koşuyolu Kalb, Araştırma Hastanesinin ilk başhekimi olarak o hastaneyi, 1985 ile 1991 yılları arasında, 6 yıl süreyle yönettiğim için anlatıyorum.

Biz o zaman, hastanenin konaklama düzeyini yükseltmek için, Türkiyede bir ilk olan, Otel-Hastane adı altında bir yapıyı hizmete sokmuştuk. Verdiğimiz konaklama hizmeti bu günkü özel hastanelerin verdiklerinden çok yukardaydı. Ama hiç bir zaman beş yıldızlı otel olma savını öne sürmedik. Çünkü gerçek öyle değildi.

Sağlık hizmetleriyse hiç tartışmasız en üst düzeydeydi. Zira bu hastane İstanbuldaki ilk koroner by-pass ameliyetlarını başlatıp, başarıyla sürdürmüş bir hastaneydi. Ünü buradan geliyordu.

Buna karşılık hastaların SSK ile benzeri sağlık sigortalarının hastaneye ödediği para verilen hizmeti karşılıyor, hastalar bir kuruş bile ek ücret ödemiyorlardı.

Bu durumda aradaki büyük parasal farkın personele, özellikle de hekimlere ödenen ücretlerden kaynaklanabileceği ister istemez akla geliyor. Öte yanda özel hastanelerin yaptığı yüksek ödemelere karşın hekim sıkıntısı çektikleri de gündemde. Öyle ki bazı kuruluşlar kendi hekimlerini yetiştirmek için Üniversite kurdukları da söylenmekte. Acaba hangi üniversite hangi hastane grubunun?… Dağılım şöyle :


- Acıbadem Üniversitesi Acıbadem Sağlık Grubu

- Başkent Üniversitesi Başkent Hastanesi

- Fatih Üniversitesi Fatih Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi

- İstanbul Bilim Üniversitesi Florence Nightingale Hastanesi

- İstanbul Medipol Üniversitesi Medipol ile Nisa Hastaneleri

- Maltepe Üniversitesi Maltepe Üniversite Hastanesi

- Ufuk Üniversitesi Ufuk Ün. Tıp Fak. Dr. Rıdvan Ege Hastanesi

- Yeditepe Üniversitesi Yeditepe Üniversitesi Hastanesi

- Yeni Yüzyıl Üniversitesi Universal Sağlık Grubu (Alman, Vatan Hastaneleri)

Öyle ise çözüm ne olmalıdır?…

Her ne kadar, işin içinde özel girişimcilik bulunduğundan, serbest piyasa ekonomisinin kurallarının işlemesi söz konusuysa da, konu bütünüyle sağlıkla, halkın sağlığıyla ilgilidir. Bu yüzden gidişe bir yerde dur demek gerekmektedir. Yoksa sağlık için ödenecek paralar sınır tanımayıp, alıp başlarını en yüksek noktalara kadar giderler.

Serbest piyasa koşullarının yürümekte olduğu genel ekonomik sistemde bile Merkez Bankası yaptığı bazı girişimlerle ekonomik gidişi yönlendirmeye çalışmıyor mu?…

Burada da devlet, bir politika olarak, sağlık sisteminin para alış verişine yönelik bazı girişimlerde bulunmalıdır. Böylece özel hastane fiyat listeleri tüzel hastaneler düzeyine çekilmelidir. Bunun sonucu sigorta ortaklıkları ile devlet sigorta sistemlerinin hastanelere ödeyecekleri paralar akla, mantığa uygun, kabul edilebilir düzeylere inebilir. Buna bağlı olarak halk tarafından ödenecek sigorta primleri de azalacaktır.

Ortam bu biçimde düzenlenip hazırlanırsa, Genel Sağlık Sigortası Sistemi yürürlüğe konabilir. Bu sistemde, Trafik Sigortasında olduğu gibi, herkesin sigortalanması zorunlu olacaktır. Sigortalama bütün sigorta ortaklıkları üzerinden yürütülmelidir. Prim ödeme olanağı bulunmayacak kadar fakir olanların primleri de bir Sosyal Devlet olarak devletçe karşılanmalıdır.

Bunun dışında başka bir çıkar yol ya da çözüm varsa yorumlarınızla katkıda bulunmazı bekliyorum!…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>