MEDYADA BİR DÖNÜM NOKTASI MI? – Defne Joy Foster Olayı Bağlamında…

#alttext#
“En kolay şey insanın kendisini aldatmasıdır, çünkü bir insan genellikle istediği şeyin gerçek olduğuna inanır.”
Demosthenes

Yazılı basında olsun, görsel basında olsun bu güne kadar gelen bir Magazin Yayıncılığı vardır. Bunun içeriğini, ünlü kişilerin özel yaşamlarını en ince ayrıntılarını halka aktarmak oluşturmaktadır. Çok tutulduğu için yayıncıların rating kaygılarını en iyi biçimde gidermektedir.

Çünkü Magazin Yayını kadın-erkek insanoğlunun dedikodu merakını doyurmaktadır. Dedikodu da nerdeyse bir içgüdü kadar güçlü eğilim gibi görülüyor. İnsanlar bunu yapmaktan kendilerini alakoyamıyorlar. Durumu çok iyi bilip, değerlendiren yayıncılar da ünlülerin bütün temiz-kirli çamaşırlarını ortaya dökmekte bir sakınca görmemekteler.

Son günlerde evli, çocuk sahibi ünlü hanımlardan Defne Joy Foster, bir gece bir erkek arkadaşıyla Beyoğlu barlarında eğledikten sonra, sabaha karşı birlikte beyefendinin Caddebostandaki evine giderler. Burada Defne Joy Foster fenalaşarak yaşamını yitirir.

Bu olay elbette Magazin Yayıncıları için bulunmaz bir nimet oldu. Olay çeşitli yönleriyle incelenip yayınlandı. Bu arada tanınmış bir köşe yazarı da olayın hanım kahramanı için “Su testisi su yolunda kırılır” diye söz edince kıyamet koptu. Herkes köşe yazarına karşı çıktı. Ama bu karşı çıkanların çoğu olayı en ince, başkalarınca bilinmesi doğru olmayacak gizli kalması gereken noktalarına kadar didik didik edip, yayınlayan magazincilerdi.

Olayın üzerinden bir süre geçtikten sonra, bir telvizyon kanalında bir söyleşiye tanık olduk. Bu söyleşide Defne Joy Foster olgusu ele alınarak, magazincilerin o güne kadarki davranışları eleştirildi. Bunların yapılmaması gereken, basın ahlakına uymayan davranışlar olduğu öne sürüldü. Defne olgusundan sonra magazin işlerinin artık böyle yürütülmeyeceği, bunun bir devrim olacağı söylendi.

Ne olmuştu?… İnsanoğlunun dedikodu merakının söndüğüne mi karar verilmişti?…

Yoksa magazinciler hidayete erip, insanlar için yapılan “kimin eli kimin cebinde” türünden yayınların ahlaka uymadığına mı karar vermişlerdi?…

Ya da yayıncıların rating hırsı artık yitirilmiş miydi?…

Bunların hiçbirinin olmadığını geçtiğimiz cumartesi-pazar günlerinde televizyonlarda yapılan, saatler süren magazin yayınlarını bize aktaran dostlardan öğrenmiş bulunuyoruz.

Demek ki, magazincilerin de içinde bulunduğu yayıncılarca beklenen değişim ya da onların deyimiyle “Devrim” oluşamamıştır. Bu değişimin oluşabilmesi için “halk böyle istiyor” düşnce kalıbından kurtulmak gerekir.

Adı deçen düşünce kalıbı yüzünden komedi dizileri, bazı yemek programları, dahası bazı tartışma programları, bilinçli bir biçimde kavga – gürültü – şamata biçiminde düzenlenyor. Görüntüleri de akıl mantık sahibi seyircileri bezdiriyor.

Bu davranışın nedeni hep aynıdır : “halk böyle istiyor!…” ya da “halk bunu seviyor!…”.

Bizce, halka seslenmekte olan yayın organlarının başlıca görevi, halka doğruları gösterip, bir yerde onları eğitmek olmalıdır. Tersi durumda zevkler de, düşünceler de daha ilkelliğe doğru yönlenir. Bunun toplumu nereye götürebileceğini tartışmak bile yersizdir, gereksizdir!…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>