Doğru Yol ZEKA’dan Geçer…

1553.jpg
“Aldatan, sizi sakın Allah ile aldatmasın!…”
(Kur’an, Lukman 33, Fatır 5, Hadid 14)

Yazar Bekir Coşkun sorup, yanıtlıyor;

“Neden tüm Müslüman ülkeler kan ve gözyaşı içinde?.. Neden Batı istilası altında Müslümanlar?.. Neden 200 milyonluk Arap álemi, 7 milyonluk İsrail karşısında aciz?..”

Bunun yanıtı lazım…

Ve dahası:

“Neden bir tek Müslüman ülke kalkınmış değil… Neden tümü -gizli ya da açık- Batı’nın sömürgesi?.. Neden Ortadoğu yeryüzünün en zengin doğal kaynaklarına sahip; ama Ortadoğu yeryüzünün en geri kalmış bölgesi?.. Neden Müslüman gençler bir geminin ambarında, bir TIR’ın kasasında, bir lastik botla Batı’ya kaçıyorlar, akın akın?.. Ve Müslüman ülkelerin neden bin yıldır bir tek buluşu yok?.. Neden insanların yaşamını kolaylaştıracak, acıları dindirecek, insanlığa hizmet edecek bir tek icadın, bir tek ilacın, bir tek aracın sahibi değil Müslümanlar?..”

Neden?..

Yobaz buna hemen bir bahane bulabilir.

Ama tek neden:

Arap kültürünün, insanlık tarihinin en son dinini uygarlığın önüne set yapmasıdır… Her ilkelliği dine bağlılık gören… Her medeni gelişmeyi dine karşı sayan o akıl dışılık…

Suçlu din değildir…

Dinleri dahi yücelten, huzur ve mutluluk kaynağı yapan o inancın insanıdır…

*****

Evet!.. Dinleri de yüceltip, huzur ile mutluluk kaynağı yapabilen, o inançtaki kişilerde bulunan zekadır. Bu hiç bir biçimde yadsınamaz.

Ama siz, dini inançlarınızı Allah ile kul arasındaki bir ilişki olmaktan çıkarıp, “İbadet te, kabahat te hafidir (gizlidir)” ilkesini bir yana koyarak, din’i bir araç olarak kullanmaya kalkarsanız, dinin o güzelim havasını yok etmiş olursunuz.

Çünkü o zaman başlıca kaygı, Allah ile kul arasındaki kutsal alış-verişten çıkıp, onun bunun ne yaptığıyla ilgilenmek, elde ettiği olumsuz sonuçtan yararlanmak oluyor. İşte, şimdilerde “mahalle baskısı” diye sözü edilen olay budur. Bir bölük ne yaptığını bilmez kişi, İslamda tecessüsün haram olduğunu bile bile, çevresindekilerin dini inançlarını yerine getirip getirmediklerini sıkı izleme ile kendini görevli kılmaktadır. Bunu yaparken de dinin bilinmesi gerekli gerçeklerinden değil, bir takım hurafelerden yola çıkmayı yeğliyor, din’i bir takım hurafeler yumağı haline getirmeye çalışıyor, bunun için özel uğraş veriyorlar (*).

Dindarlıkla hiç ilgisi olmayan “Dinciliğin” tanımı budur.

Yaşar Nuri Öztürk’ün koca bir kitap yazmasına neden olan “Allah ile Aldatmak” ta bu tanımın içine girer.

İyi de bu, olumlu insan zekasıyla bağdaşıyor mu (kabili telif mi)?…

Burada olan, bildiğimiz normal olumlu insan zekasının kullanılması değil, ama ilkel zekanın bir ürünü olan kurnazlıkların yürürlükte olmasıdır.

Yazar Bekir Coşkun’un sorduğu soruların gerçek yanıtları da, yukardaki açıklamaların içinde bulunmaktadır. Çünkü, onun da işaret ettiği gibi, belirli bir zeka düzeyinin altındaki kişiler bir takım buluşlar yapıp, hem kendi hem de dünyadaki öteki insanların yaşamlarını kolaylaştıramazlar. Kitle halinde belli bir zeka düzeyi altında olan toplumlar, bazı yayılımcı ulusların boyunduruğuna girmeye adaydırlar. Bunlar ellerinde olan doğal zenginlik kaynaklarını da kullanamazlar. Çünkü kullanmaları önlenir. Yayılımcıların amaçları tam olarak gerçekleşinceye kadar, dahası ondan sonra bile kan ile gözyaşı içinde yüzerler.

Hiç akıldan çıkarmamak gerekir : Bütün olumsuzlukların, bütün kötülüklerin kaynağı zekadan yoksun olmaktır. Bundan ötürü, bu günkü günde Araplar tarafına değil, törelerine bağlılıklarıyla ünlü Japonların bile bir vakitler yaptığı gibi, batıya yönelmek gerekir.

Allah hepimize doğru yolu bulabilecek kadar zeka ihsan etsin… Amin!…

—————————————————–

(*) Yazar Özdemir İnce’nin “Mahalle Baskısının Ötesi ve Berisi” başlıklı yazısından bir bölüm :

Prof. Dr. Binnaz Toprak ve arkadaşlarının yapıp yayınladığı “Türkiye’de Farklı Olmak: Din ve Muhafazakárlık Ekseninde Ötekileşenler” (Boğaziçi Üniversitesi) başlıklı araştırmasının içerik ve sonuçlarının sağcı ve İslamcı kesimin tepkisini çekmesi benim açımdan hiç de şaşırtıcı değil. Prof. Dr. Toprak ve ekibinin bulgularını son 25 yıldır kitaplarımda, son 10 yıldır da bu sütunda yazmaktaydım. Bence yapılması ve yayınlanması çok geç kalmış bir araştırma. (Bu araştırma konusuna daha sonra döneceğim.)

Laikler, ilericiler, devrimciler üzerindeki tutucu, yobaz, İslamcı baskısı sanıldığı gibi yeni ve AKP dönemine özgü bir baskı değil. Bu baskı III. Selim’den bu yana Türkiye’de var. Cumhuriyet devrimlerinin en baskın, en etkin olduğu dönemlerde bile bu aile baskısı, bu mahalle baskısı vardı. Ancak devrimler, bu baskıları bir ölçüde geriletmişti. Prof. Dr. Toprak’ın araştırmasıyla bu gerçek ortaya çıkmış oluyor.

Karşı devrimci cephenin telaş ve isyanının nedeni, bu gerçeğin ortaya çıkmış olması!

* * *

Halkın çoğunluğunun Müslüman olduğu bir ülkede bir genç kızın başını örtmesi elbette özgür seçim sayılamaz. Aile ve mahalle baskısı nedeniyle örtmüştür. Ama buna karşın Hıristiyanların çoğunluk olduğu bir ülkede bir dönmenin başına türban geçirmesi özgür seçim sayılabilir. Çünkü birinde gelenek ve görenekler, dinsel referanslar olgunun arkasında, ikincisinde ise karşısındadır. Referansları ve gelenekleri arkasına alan kişinin yaptığı seçime özgür seçim denilemez. O aslında zamanı gelince sürüye, çoğunluğa katılmıştır.

—————————————————-

İlgili Metin :

Yaşar Nuri Öztürk : Allah ile Aldatmak. Ed. Yeni Boyut İstanbul, 2008. ISBN 978-975-6779-48-4.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>