DÜNYAYI SARSAN EKONOMİK BUNALIMLAR…

money_management_510364081.jpg
“kapitalizm sonu gelmez bir dehşettir.”
Vladimir Ilyich Ulyanov (LENİN)

1929 Dünya Ekonomik Bunalımı, 1929′da başlayan (etkilerini ancak 1930 yılının sonlarında tam anlamıyla hissettiren), 1930′lu yıllar boyunca süren ekonomik bunalıma verilen isimdir. Bunalım, Kuzey Amerika ile Avrupa’yı merkez almasına karşın, dünyanın geri kalanında da (özellikle de sanayileşmiş ülkelerde) yıkıcı etkiler yaratmıştır.

Büyük Bunalım en çok sanayileşmiş şehirleri vurmuş, bu kentlerde bir işsizler ile evsizler ordusu yaratmıştır. Bunalımdan etkilenen birçok ülkede yapım eylemleri durmuş; tarım ürünü fiyatlarındaki %40-60′lık düşüş, çiftçiler ile kırsal bölge nüfusunu kötü etkilemiştir. İstemin beklenmedik düzeyde düşmesi nedeniyle madencilik alanı bunalımın en çok etkilendiği kesimlerden biri olmuştur. Büyük Bunalım farklı ülkelerde farklı tarihlerde sona ermiştir.

Bu günlerde yeniden girilmekte olan ekonomik bunalım sayılmazsa, dünyada yaşanmış olan en büyük kriz 1929 Krizi’dir. Bu bunalımın dünyayı en az I. Ve II. Dünya Savaşları kadar etkilediği de açıktır. Büyük bunalımın yol açtığı 1930’lar dünya tablosuna bakıldığında ekonomik krizlerin bazen insanlık tarihini etkileyecek boyutlara varabileceği rahatlıkla görülebilir. Bu yüzden ekonomik krizlere yalnızca ekonomik değil aynı zamanda sosyal, dahası siyasal bir olgu olarak da bakılmalıdır.

1929 ekonomik bunalımının nedenleri :

● Birincisi; Amerika’daki ortaklıların mali güçleriydi. 1870li yıllarda Amerika’da irili ufaklı pek çok ortaklık varken I. Dünya Savaşı’nın getirdiği zorluklar karşısında küçük ortaklıklar birleşmek zorunda kalmış, savaş sonrasında tekeller oluşturmuşlardır. Öyle ki 1929 yılına gelindiğinde Amerikan ekonomisinin %50’si üzerinde söz sahibi olan holding sayısı 200 kadardı. Bu da tek bir holdingin bile iflasının ekonomiyi sarsmaya yeteceğini gösteriyordu.
● İkinci bir neden de bankaların kötü yapılanmış olmasıydı. Bankaların sermaye esaslarını, rezerv ile kredi oranlarını belirleyen yasalar yoktu. Örnekse ortaklıkların mali tablolarının güvenilirliğini sağlayan yasalar yoktu. Bu yüzden yatırımcı senedini aldığı firma hakkında yeterince bilgiye sahip olamıyordu. Yine ticari bankaları yatırım bankalarından ayıran yasalar da yoktu.
● Üçüncü bir nedenin de, başkan Hoover yönetiminin ekonomi alanındaki deneyimsizliği olduğu söylenebilir. Bu düşüncenin savunucularına göre başkan Hoover yönetimi 1920lerde hüküm süren liberal ekonomi anlayışına göre ekonomiye devlet karışması yapmamayı uygun görmüştü. Ancak 1929 krizine karışmamanın toplumsal maliyeti çok büyük olmuştu. Daha sonraları başkan karışmaya karar verdiğinde ise hem çok geç olmuştu hem de yapılan karışma başarılı değildi. Örnekse devlet bütçesini dengelemek için devlet harcamalarını kısılması ile vergileri arttırmasının işsizliğe neden olduğunu , bunun da insanların satın alma gücünün azalması ile fiyatların düşmesine neden olduğu savunuldu. Hükümetin tecrübesizliğinin öteki bir göstergesi de altın standardına bağlı kalmakta ısrar edişiydi. Hükümet altına bağlı olmayan para basmayı yadsıyarak sıkı bir para politikası izledi. Piyasada para bulunmayınca ekonomik eylemler durdu, reel sektör küçüldü. Bu da daha fazla işsizlik, daha az gelir demekti.
● Vurgulanması gereken son neden ise; başta da belirtildiği gibi Amerika’nın dünya üzerindeki net kreditör olmasıydı. Bunun yanında I. Dünya Savaşı sonrası Almanya ile İngiltere’den istediği ödencelerin altın olarak verilmesini istiyordu. Ancak yeryüzündeki altın stoğu yetersizdi. Varolan stoğu da zaten Amerika denetliyordu. Bu nedenle de sözü edilen ödenceler ile kredilerin mal ile hizmet olarak ödenmesi denendi. Ancak bu da Amerika’nın kendi mal ile hizmet kesimini vurdu. Son çare olarak gümrük duvarları koyma yoluna gidildi . Ancak bu da yalnızca dış ticareti küçülttü. Sonuçta Amerika hesapsızca vermiş olduğu kredileri geri alamadı.

Türkiye de 1929 bunalımı karşısında,kalkınmasını sağlayabilmek için dış-satım ile dış-alımını artırmak zorundaydı,Türkiye Cumhuriyeti bunu sağlayabilmek için çeşitli politikalar izledi.

Türkiye 1933′ de dış ödemelerde uygulamasına başlanan kliring ile takas sistemini uyguladı. Bilindiği gibi, kliring sistemi malını alanın,malını alma ilkesine dayanır. Bu sistemde dış-alım dış-satıma bağlandığından, dış-satım yüreklendirilmiş olur.Gerçekten de,Türk Hükümeti olabildiği kadar bütün ülkelerle kliring ile takas anlaşması yapmaya çaba harcadı. Türkiyeyle ticaret ile ödeme anlaşması yapan ülkelerden, dış-alıma öncelik tanıdı. Ayrıca dış-satım mallarının standardizasyonuna önem verilerek ,dış-satım bu yönden de yüreklendirildi.10 /06/1930 tarih ile 1705 sayılı Yasa ile Hükümete önlem alma yetkisi verilerek, dışarı satılan fındık ile yumurtadan başlayarak ,dış-satım mallarında kalite konturulüne gidildi. Önceleri çeşitli makamlarca yürütülen bu iş, 1934′ te kurulan Türkofis’ e devredildi. Ofise,kontrol ile teftiş görevi yanında piyasa araştırmaları yapma, uluslar arası ticaret ile ödeme anlaşmalarını hazırlama görevi de verildi.

Günümüze gelindiğinde, gene ABD den yola çıkıp, bütün dünyayı etkileyecek yeni bir ekonomik bunalımın başladığını söyleyebiliriz. Konuyu ilerde inceleyecek olanlar, büyük olasılıkla bundan 2008 bunalımı diye söz edeceklerdir.

ABD’de iflas eden en prestijli bankalar ile sigortalar; onların imdadına yetişmek için hem Washington’da, hem Moskova’da, hem Pekin’de, hem de Tokyo’da devreye giren merkez bankaları; dört bir yanda dibe vuran borsa tahtaları; aniden düşüşe geçen petrol ile hammadde fiyatları derken, doğaldır ki bütün bunlar hafife alınamayacak, gelmekte olan bir küresel ekonomik bunalımın ayak sesleridir.

ABD başkanı Bush 700 milyar dolarlık bir ivedi yardım paketini yürürlüğe koymak istedi. Ama bunu Kongreye kabul ettiremedi. Kendinden sonra gelecek olan başkan adayları Barrack Obama ile John McCain ile yaptığı toplantıda onları da bu konuya inandıramadı. Özetle durum, 1929 bunalımında Hoover yönetiminin düştüğü yanlışlığa, bu kez istemeden de olsa düşüleceğini gösteriyor (*)

Hep dönem dönem gelen bunalımlar yaşayan, yaşaması kaçınılmaz olan kapitalizmin bu kez bunalımı, küreselleşmenin etkisinden ötürü, öncekilerden daha fazla can yakacağa benziyor. Bunun suçlusu da deyimin tam anlamıyla “küresel vahşi kapitalizm” (**) olmakta…

Çünkü Ford işçisi cebinde metelik yokken, ABD bankasından aldığı krediyle jakuzili villa alıyor. O banka da o krediyi verebilmek için dolaylı yoldan Çin’e borçlanıyor.

Çin ise verdiği borcun dövizini, başta yine ABD ye, ucuz üretimli dış-satımla kazanıyor.

Oysa Ford fabrikası, yine el emeği daha ucuz diye, işte fabrikayı Meksika’ya taşıdı.

İşsiz kalan Amerikalı ipoteğini ödeyemiyor; parayı kurtaramayan banka batıyor; ABD devleti Çin’e borcu ödüyor ama aynı Çin, fukaralaşan aynı ABD’ye eski dış-satımı yapamıyor.

Bundan ötürü de, dünya ekonomisi yavaşladığından petrol ile ham madde fiyatları da düşüyor ki, işte çığrından çıkmış, ipini kopartmış bu durumun adı vahşi kapitalizmdir.

Vahşidir, zira laçka banka işçiye bol keseden kredi dağıtmaktadır; umursamaz Ford göz kırpmadan fabrika taşımaktadır; beleşçi Çin ucuz el emeği sömürerek mal satmak için Amerikan borcunu finanse etmektedir; hepsinden öte, her türlü saydamlıktan yoksun uluslararası finans kurumları da üretime hiç katılmadan, sırf “açıkgözlülükle” (!) parsayı toplamaktadır…

Bu daha işin başlangıcı. Bu bunalımın dalga dalga bütün dünyaya yayılacağı, sürekli olarak anlatılmakta…

Bu noktada Türkiyeye göz atarsak, hiç bir sorumlunun gidişe gerekli önemi vermediğini görürüz. Herkes, ama ayrıcalıksız herkes dünyada yaşanmakta olan ekonomik bunalımı bir tarafa bırakıp siyasal çekişmelerle uğraşıyor. Sanırsınız ki, ekonomik yönden ortalık süt limandır!…

Bir konuşmasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, en yetkili ağız olarak şunları söylemekte :

”Acaba biz niçin çalkalanmadık? Avrupa da bunu yaşadı. Peki Türkiye niye yaşamıyor? Türkiye’de niçin acaba ciddi manada kayıp, bir kriz olmadı? Biz, bu noktadaki tedbirlerimizi aldık, alıyoruz. En önemli Tutsat (Mortgage)krizine karşı bizim sigortamız, TOKİ ve KİPTAŞ olmuştur. Bu nedenle biz uğramamışız. Bankalarımızın bu noktada bir açığı yok. BDDK takibini, denetlemesini, düzenlemesini iyi götürdü. Eğer onlar iyi götürmemiş olsaydı aynı sıkıntıları Türkiye’de yaşardı. Bundan dolayı biz bunu yaşamadık. İnanıyorum ki bu yılın sonuna kadar, bilemediniz önümüzdeki yıl aynı kararlılıkla, aynı disiplin içerisinde bu işi sürdürmemiz inşallah bize bir sıkıntı yaşatmayacak.”

Bu sözler toplumu yatıştırıp, onlara moral verecektir. Belki de bunun için söylenmişlerdir.

İyi de, ekonomik bunalım Türkiyenin kapısına dayandığında ne yapacağız?…

Herhangi bir önlem planımız var mı?…

Yoksa “Ekmek bulamazsak, onun yerine pasta mı yiyeceğiz?…” (!)

Bunlardan hiç söz eden yok!…

—————————————————————-

(*) Bush’ un 700 milyarlık yardım paketine kongre anlaşarak yeşil ışık yakmış bulunuyor. Kararın 29 Eylül 2008 de alınacağı söylenmekte. Buna göre önce 350 milyar dolarlık bölüm serbest bırakılacak. Bunun işe yaradığı görüldüğünde de ikinci yarı olan 350 milyar dolar için olumlu karar verilecek.

Ancak 29 Eylül 2008 de toplanan Temsilciler Meclisi tasarıyı 205 e karşı 228 oyla geri çevirdi. Böylece başa dönülmüş oldu. Karar dünya piyasalarında şok etkisi yaptı. Bunalım Avrupanın da kapısını çalmakta…

(**) Bu konuda Warwick Üniversitesi Yüksek Lisans Öğrencisi ALPER AKALIN, ABD nin tanıma tam uyan kapitalist bir ülke olmadığını öne sürerek, şunları söylüyor :

[Durumu özetlemek gerekirse; ortada faiz belirleme ve para basma tekelini elinde bulunduran bir devlet; bu tekel gücü kendi çıkarlarına göre harcayan ve dünyayı daha yaşanmaz hale getiren politikacılar, uygulanan bu keyfi politikalar yüzünden yanlış yönlendirilen ekonomik aktörler ve bu ekonomik aktörlerin zararını karşılamak için kamulaştırılan bankalar ve parası gasp edilen vergi mükellefleri yani biçare halk.
Şimdi tekrar sormak gerekir; yukardaki manzara, kararların tamamen bireyler tarafından alındığı serbest ticaret yanlısı kapitalizmin mi yoksa ‘sosyalizm’ soslu aşırı hantal bir yapıya bürünmüş ‘devlet kapitalizminin’ mi eseri?...]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>