ŞİŞLİ HASTANESİNDEKİ KLİNİĞİN DONATIMI… (1 inci kitaptan)

Şişli’deki toraks cerrahisi kliniği genel cerrahi ile jinekolojinin bulunduğu binada yer almıştı. Genel Cerrahi kliniği şefi başhekimdi. Kendi ameliyathanelerinden birini vermek istemiyordu. Geriye jinekolojinin ameliyathaneleri kalıyordu. O sırada jinekoloji şeflerinden biri Dr. Alaaddin Yavaşça’ydı. Kendisine hala bile teşekkür borçluyuz. Bize yakınlık gösterdi, ameliyathanelerinden birini bize ayırdı. Aslında Dr. Yavaşça ince ruhlu, hümanist yapıda bir kişiliğe sahip olup çevresindekilere iyilikle bakıp yardıma koşmaya hazır bir kişiliğe sahipti.

Ancak bu ameliyathaneyi açık-kalb için donatmak gerekmekteydi. Bu konuda da başhekim Dr. Medih Egemen “bir tek ekipman almak için bile para ayıramayacağını” söyledi. Dr. Egemen oldukça iyi bir başhekimdi. Hastaneyi başarıyla yönetiyordu. Ne var ki, yürürlükte olan döner sermaye muhasebesi usulünü ya bilmiyor ya da bilmez görünüyordu. Döner semaye gelirini ancak pek acil durumlar için kullanıyor, bütün gelirin nerdeyse tamamını bir sonraki yıla devrediyordu. Bu döner sermaye gelirinin hazineye aktarilması, saptanmış Nominal Döner Sermayenin her geçen yıl kısıtlamasıyla birlikte her yıl döner sermaye bütçesinin daralmasına yol açmaktaydı. Yürürlükteki “Mevzuat” bunu gerektirmekteydi. İşte Dr. Egemen bu durumu görmezden geliyordu, gerçeği kendisine hiç kimse kabul ettiremiyordu. Ancak bizim anlayışımıza göre yönetici, çevresindeki kişileri değil, bütçesindeki parayı doğru yöneten kişidir. Bakanlar Kurulu için bile bu böyledir. Bütçesi onaylanmayan Bakanlar Kurulu güvenoyu alamamış sayılıp düşer. Bu konuda öngörülü bir tüccar gibi düşünüp yasalar çerçevesinde davranan birisi iyi yönetici sınıfına girer. Ne yazık ki, Şişli hastanesinde bu böyle olamıyordu.

Öyleyse ameliyathane donatılmasını nasıl gerçekleştirecektik? Hastanenin bir derneği vardı. Bu derneğin başkanı, genel cerrahinin eski şefi emekli olmuş Dr. Hazım Bumin hocaydı. İçinde bulunduğumuz cerrahi birim binasını, özellikle ameliyathanelerin tasarımını o yapmıştı. Bu işi çok ta iyi gerçekleştirmişti. Dr. Güran Hazım hocayla görüşmeye karar verdi. Hazım hoca kendisini Türkiyedeki toraks cerrahisi öncülerinden biri olarak görüyordu. Gerçekten de bu yönde çalışmaları vardı. Bu yüzden biz kendisiyle kolayca anlaşma olanağı bulabiliriz diye düşündük. Ne var ki hocanın aynı zamanda sert bir karakter yapısı vardı.

Bir gün karşı karşıya geldiler. Dr Güran yaptıkları toraks ameliyatlarını hocaya göstermek için klinikte bir vizit tertipledikten sonra ameliyathane donanımı konusunda derdini açtı. Hoca “yaptığım vizit’te gördüğüm çeşitli hastalardan çok memnun kaldım. Çok başarıli ameliyatlar yapmışsınız” dedikten sonra “Ben size kalb-akciğer makinası ile soğutucu-ısıtıci makina dışındaki bütün isteklerinizi temin etmeye yardımcı olurum. Fakat kalp-akciğer makinası ile soğutma-ısıtma aparatı çok pahalı birer cihaz, bunları size almaya kalkışırsak diğer kliniklere karşı adaletsiz davranmış oluruz” diye sözünü tamamladı. Bu bile bizim için çok büyük bir yardımdı. Kalb-akciğer makinası ile soğutucu- ısıtıcı için başka bir yol bulmamız gerekiyordu.

Bu evrede Dr. Güran’ın aklına gene kader yoldaşı Dr. Bayazıt’a başvurmak geldi. Ankara Yüksek İhtisas Hastanesinde fazla olarak iki roller pompalı bir konsol ile onun ayrıntıları varmış. Bunun Şişli Hastanesine verilmesinde bir sakınca olmadığı saptanınca, Dr. Bayazıt “Gel makinayı sana vereyim” dedi.

Soğutma-ısıtma cihazının hiç bir biçimde sağlanamayacağı anlaşıldığından, Dr Güran onu kendi yapmaya karar verdi. Çünkü bu cihazın nasıl çalıştığını en ince ayrıntısına kadar biliyordu. Ne var ki bunu yapabilmek için iyi donanımlı bir atölyeye gereksinim vardı. Fazla uğraşmadan atölyeyi de buldu. Bıçakçılar firmasının bu nitelikte bir cihaz tamir atölyesi vardı. Seve seve projeyi kabul ettiler. Çünkü kaybedecekleri bir şey yoktu. Yapım işi gerçekleşmezse bir iki malzeme kaybı söz konusuydu. Ama proje gerçekleşirse cihazı çoğaltıp satışa sürmeyi düşünüyorlardı. Bu da kar kapısı demekti. Özel sektör işini bilmekteydi.

Kalb-akciğer makinasını almak için tekrar Ankaraya gitmek gerekiyordu. Dr. Erkut Sirel’in bir Taunus marka arabası vardı. Bagajı genişti. Ölçümleri kalb-akciğer makinasını alacak gibi görünüyordu. Bu arabayla Ankaraya gitmeye karar verildi. Makina arabanın bagjına sığmazsa, o zaman bir nakliye şirketi aracılığıyla İstanbula göndermeyi planladılar.

Bir akşam yola çıkıp gece vakti Ankaraya varıldı. Gerekli dinlenme sağlandıktan sonra Yüksek İhtisas Hastanesine gittiler. Düşündükleri gibi kalb-akciğer makinası arabanın bagajına sığdı. Ayrıntıları da arka koltuğa yerleştirip ertesi gece İstanbula doğru hareket ettiler. Yol çok iyiydi. Trafik yoğunluğu fazla değildi. Ama Bolu dağından inerken, oradan geçmiş olanlar bilir, yolun sol tarafı yüksek dağ, sağ tarafı da derin uçurumdur, bir virajın hemen arkasına dağdan hemen hemen bir karyola büyüklüğünde bir kaya düşmüş. Virajın öte yanında olduğu için biz bunu göremedik. Son anda farkettik. Kurtulmak için Dr. Erkut Sirel direksiyonu sağa kırdı. Ama gene de araba bir ucundan kayaya çarparak havalandı. Bir süre sonra ön tekerleri uçuruma sarkar durumda, uçurumun kıyısına düştü. Arabadan yavaşça çıkıp etrafa bakınca ne korkunç bir kaza geçirdiklerini anladılar. Biraz daha havada uçmaya devam etselerdi uçurumun dibinde paramparça olabilirlerdi.

Trafik polisi geldi. Arabanın oradan kurtulmasını sağladı. Ama arabanın ön takımlarına birşey olmuştu. Araba Düzceye çekiciyle götürülebildi. Gece vakti orada bulunan bir tamirci ustası elinden geleni yaparak durumu, arabanın yürüyeceği kadar, düzeltti. Böylece tekrar yola çıkıldı. Ama bu kez çok yavaş gitmek zorunluğu olduğundan İstanbula sabaha karşı vardılar. Varışı gece yarısı olarak hesaplayıp bildirdikleri için onları hastanede beklemekte olan Dr. İskender Çivici endişe içinde onları sabaha kadar beklemişti. Neyse ucuz atlatılan kaza anlatıldı. Getirilen malzeme indirilip kliniğe taşındı. Bu serüven de böylece bitmiş oldu.

2 Responses to ŞİŞLİ HASTANESİNDEKİ KLİNİĞİN DONATIMI… (1 inci kitaptan)

  1. dilek diyor ki:

    Sayın Yalçın Güran
    Ben Bursa Kent Müzesi Sanat Tarihçisi Dilek Yıldız Karakaş
    Bursa'daki Atatürk Anıtı'nın heykeltraşı Nijat Sirel ile ilgili bir araştırma yapıyorum.
    yazınızda bahsi geçen Dr.Erkut Sirel sanırım Heykeltraş Nijat Sirel'in oğlu. Ona ulaşabileceğim bir iletişim bilgisi verebiliseniz çok sevinirim. 0224 220 26 26 – dilekyildiz79@hotmail.com

  2. şenay diyor ki:

    slm

    erkut sirel antalyada bugün gördüm bende bu yazınızı yanında çalışıyorum ben kendisine okutayım size ulaşırız

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>