ZEKAYI GELİŞTİREN ETMENLERDEN : DIŞ ORTAM…(2 nci kitaptan)

Zekayı etkileyen bir başka etmen de dış ortamdan gelir.. Bu ana kucağında başlayıp, aile çevresi ile bunun yanısıra tüm dış ortam sürecinden geçerek eğitimle tamamlanır. Ama, iş bu kadarla da kalmayıp, zekanın gelişimi daha bir süre devam eder.

Ana kucağı ile aile çevresi ilk karşılaşılan gelişim etmenidir. Sözü edilen dönem 0 – 6 yaş dönemidir. Burada bebeği ya da çocuğu, ne kadar tek düzelikten uzak, yaratıcı işlemleri içeren oyunlarla, öykülerle karşılaştırırsak o kadar zeka gelişimine yardımcı oluruz. Çünkü, tek düzelik, dolaylı olarak ezbercilik, zeka üzerine en fazla olumsuz etki yapan süreçlerdir. Kısaca, çocuğa yaratıcı olma eylemini aşılamak gerekir. Bu dönemde, çocuğa olabildiği kadar çok mekano ya da lego biçiminde oyuncaklar verilmesi, yaratıcı yetinin ortaya çıkmasını sağlar. Ayrıca çocuğun oyuncaklarını kırarak oyunu sürdürmesi yerinilecek değil, ama sevindirici bir olay olarak algılanmalıdır. Çünkü böylelikle araştırma alişkanlığı gelişir. Bu durumda çocuğa ceza vermekten kaçınmalıdır.

Hemen anlaşılacağı gibi, bu dönemde ana-babanın ya da yakınların gerekli bilgi ile eğitimli olmaları yeğlenen bir durumdur. Bu çok önemli noktayı vurgulayan bir düşünürün : “Bir kimseyi eğitmek mi istiyorsunuz? O halde işe onun anne annesinden başlamalısınız” dediği söylenir.

Dahası, bu dönemde çocuğun, zeka düzeyi yüksek kişilerle sürekli olarak birlikte yaşaması bile zekayı olumlu yönde etkileyebilir. Öyle ki evin içindeki hava insanın içine siner. Genç varlığın ilk öyküneceği kişiler ana-babası olacaktır. Onların her tür davranışı yanında, zeka ürünü olan davranışlarına da öykünecektir. Böylece, zeki bir varlığın her türlü olay karşısında ne sonuca vardığını görüp, giderek kendisi de o yönde yargılara varmaya başlayacaktır. Görüleceği gibi çocuğu yetiştirecek ana-baba’nın hem yeteri kadar eğitimli, hem de belli bir zeka düzeyinin üzerinde olmaları beklenir. Tersi durumda, var olan zeka, gereği gibi işlenip gelişemez. Buna göre, çocuk sahibi olmayı planlayanların, deyim yerindeyse, “kırk kez düşünüp bir kez uygulamaları” gerekir.

Ne var ki, hiç kimse kendi zeka düzeyi ile eğitsel niteliklerinin tam değerini bilemiyor. Hep, kendilerini olduklarırnın çok üzerinde olarak varsaymaya eğilimli oluyorlar. İşte bütün tehlike de buradan kaynaklanmaktadır. Elbette bunun dışında olan bireyler de vardır. Ama onlar her zaman azınlıkta kalırlar. Aynı zamanda, 0 – 6 yaş döneminde, çocuğun ruhsal (psikiatrik) gelişimi de tamamlanır. Bu yüzden yetişmede 6 ıncı yaşa kadar olan zaman dilimi çok büyük önem taşır. Dahası, bazı araştırıcılara göre matematik kavramı (notion) bu dönemde kazanılmaktadır.

Okul-öncesi, 0 – 6 yaş döneminde, evde ana-babanın ya da çevredeki öteki kişilerin yetersiz kalması durumunda, okul öncesi eğitimi ya da anaokullarının yardımcı olabileceği düşünülebilir. Ancak, bu durumda anaokullarında uygulanan yöntemler ile buralarda çalışan öğretmenlerin, kesinlikle yeterli olması başkoşuldur. Çünkü çocuğun 0 – 6 yaş arası, en önemli , en kırılgan dönemlerinden biri olup, onun bundan sonraki yaşamının bir iskeleti, bu yaş aralığında oluşur. Bu anlatımdan, hemen anlaşılabileceği gibi, anaokulları ya da okul öncesi eğitimi, ana-babayı çocuğun gürültü patırtısından uzaklaştırıp, kafa dinlemeyi sağlayan kurumlar değildir. Bu eğitimin, doğru yapılması koşuluyla, çocuğun zihin yapısının oluşmasındaki katkısı tartışılamaz.

Daha sonra, zekayı etkilemede, sırayı aile çevresi yanında eğitim kurumları alır. Karakter açısından (psikiatrik açıdan) önemli köşe taşları yerine oturmuş, zekası belli bir düzeye gelmiş çocuğun eğitim kurumlarında zekası daha da bilenecektir. Eğitimin ana hedefleri, ele aldığı bireyi araştırmacı, irdeleyici, düşünce açısından hür, zeka bakımından gelişmiş bir düzeye, bir duruma getirmektir. Bunun yanı sıra çocuğa bazı bilgiler de verilir. Bu işin öğretim bölümüdür. Ne var ki verilmeye çalışılan bilgilerin yanı sıra, bu bilgilerle eğitimin ana hedeflerine varmak, asıl hedeftir. Bütün bunlar yapılırken çocuğun araştırıcı, yaratıcı olması için çalışılır. O halde ezbercilikten tümüyle uzakta, araştırmayı özendiren bir eğitim, öğretim programı izlenmesi gerekir.

Ancak, üzülerek gözlemlemekteyiz, bizim eğitim sistemimiz çoğunlukla ezberciliğe yönlendirme yolunda ilerlemektedir. Bu her verilen derste böyle olmakta, hatta matematik ile fizik derslerinde bile bu yola gidilmektedir. Denebilir ki, matematikte ezbercilik nasıl olur?… Bizler bunun da bir kolayını bulmuş durumdayız : Benzer poblemlerin çözülmesiyle başarıya(!) ulaşmak …Matematikte, fizikte öğretmen bir problemi çözer. Sonra da öğrencilerinden bunun ya da bunların benzerlerini çözmelerini isteyerek, onları değerlendirmeye alır.

Oysa tarih, coğrafya, biyoloji, edebiyat, dahası müzik ile resim derslerinde bile öğrenciyi araştırmaya, yaratıcı olmaya yönlendirmek gerekir. Eğitim-öğretim programları bu yönde hazırlanmış, yapılan sınavlar da bu yönde yürütülmüş olmak gerekir. Ancak bu yolla eğitimden geçmiş kişilerde zeka gelişiminin daha üst düzeylere gelmesi beklenebilir.

Öyleyse, ne yaparak öğrencideki yaratıcı güç ortaya çıkarılabilir?…

Matematik, fizik, kimya konusunda ilgili problemlerin çözümü (benzer problemlerin değil!…) ile hedefe ulaşılabilir. Edebiyat, Tarih, Coğrafya, Biyoloji, müzik, resim vb. dersler için örnekse, öğretmen işlenecek konunun kaynaklarını da vererek öğrencilerden konu etrafında 200 ya da 400 kelimelik, ev ödevi olarak, birer deneme yazmalarını ister. Yazılan denemeler bütün öğrencilerin katılımıyla incelenerek eleştirilir. Sonunda öğretmen bunlardan biriri en iyi deneme olarak seçer. Bunlar bütün konular için tekrarlanır. Sonunda sınav değerlendirmesi bu denemeler doğrultusunda yapılır. Öğrenciler hem yazdıkları denemelerden, hem de sonradan yapılan sınavdan not alırlar.

Edebiyat dersinde öğrenciye bir yapıtın hangi yönlerden değerlendirmesi gerektiği öğretilmelidir ki, sonradan öğrenci karşılaştığı yapıtları bir eleştirmen gözüyle değerlendirebilsin. Dahası edebiyat, müzik, resim derslerinde konuların ilkel bilgileri öğretildikten sonra, öğrenci o dalın başyapıtlarıyla tanıştırılıp, üzerlerinde tartışma açılmalıdır. Bunların gerçekleştirilebilmesi için bütün araç, gereçlerin sağlanması gerekir. Böyle tasarlanmış eğitim programlarıyla saptanan hedeflere varmak olanağı vardır.

Eğitim-öğretim sırasında öğretilmeye çalışılan konuların niteliği konusunda tartışmalar yürütülmektedir. Pek çok kişi, verilen bilgilerin yaşamda hiç de işe yaramayacağını, bunları öğretmeye çalışarak çocukların, boş yere kafalarının doldurulduğunu söylerler. Örnekse matematikte, dört işlem dışında öğretilenler, söz gelimi analitik geometri, konikler, trigonometri, Logaritma, entegral hesap, vb… güncel yaşamda acaba ne işe yarar?… Bunlar güncel yaşamda belki de hiç kullanılmazlar, ama öğrencinin zeka gizel gücünün (potansiyel) en üst düzeye çıkarılmasında birinci sırada yardımcı olurlar. Okutulup öğretilen bütün öteki dersler için örnekler çoğaltılabilir. Bütün bunların yardımıyla kişinin zekası bilenir, yaratıcı olma yolunda adımlar atar.

Sırası gelmişken, belleği güçlendirmeye yarayan özel yöntemlerle bu zeka öğesini tek başına güçlendirilebildiğini, bu konuda yayınların da bulunduğunu anımsayalım..

Ayrıca öğrenciye verilen bilgiler, belleğinin içine bir çuvala ratgele doldurulan kitaplar gibi olmaması gerekir. İnsanın belleğindeki bilgiler iyi düzenlenmiş bir kitabevinin raflarındaki kitaplar gibi, baş vuru anında hemen ulaşılacak biçimde olmalıdır. Çünkü bir düşünürün dediği gibi “Hemen aklınıza geliveren bilgi sizin olduğu gibi, onu nerede bulacağınızı bildiğiniz bilgi de, hemen aklınızda olmamasına karşın, gene sizindir”.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>