ÖNEMLİ BİR TIBBİ PARADOKS……….(ikinci kitaptan)


Burada biraz durup, damar sertliği (atherosclerosis) hastalığına değinmemiz, onu irdelememiz gerektiğine inanıyorum. Her ne kadar konu bir başka betik (kitap) yazdıracak kadar kapsamlı ise de, bunu yapmak gereklidir. Çünkü, günümüzde damar sertliği hastalığının kanda dolaşan lipidlerin yüksek düzeyde olmasına bağlı olduğu savında bulunulmaktadır. Bu genel tıp yazınında kesin kanı olarak yerini alır.

Lipidler, kanda proteine bağlı olarak (lipoproteinler) dolaşırlar. Bunların iki çeşidi ayırdedilmiştir. LDL (low density lipoprotein), HDL (high density lipoprotein). Bunlardan birincisi kötü huylu olarak kabul edilir. Çünkü damar çeperine oturarak damar sertliğini yapanın bu olduğu öne sürülmüştür. İkincisi iyi huylu diye adlandırılır. Çünkü, ötekinin aksine lipidleri damar çeperinden uzaklaştırdığı söylenir. Bu arada tıp yazınında, lipidlerin insan vücudu için ne kadar yaşamsal önem taşıdıkları da anlatılarak, yalnızca yüksek oranda kanda bulunmalarının damar tıkanmaları riski taşıoığı, bu yüzden de koroner hastalığı (kalb kası infarktüsü) ya da felçler (beyin dokusu infarktusu) yapabileceği anlatılır.

Acaba gerçekte olan bumudur?..

Herşeyden önce, hayvanlarda doğal yaşamlarında atherosklerosis görülmediğini söyleyelim. Deneysel olarak hayvanlara yüksek düzeyde cholesterol verilmiş olup, bu çalışmalar her türlü canlıda yüksek cholesterol oranlarının atherosclerosis’e yol açacağını kanıtlmak için yapılmıştır. Ama, sonunda şu aşağıdaki sonuçlar alınmıştır :

HAYVAN TÜRÜ……… ALINAN SONUÇLAR
——————————————————————————–
Fareler………… Atherosclerosis’e yüksek düzeyde dirençli
Tavşanlar……. Atherosclerosis yok. Belki pek yüksek cholesterol düzeyi denenebilir
Köpekler……… Atherosclerosis’e dirençli. Diyetteki cholesterol’e yanıt yok
Domuzlar ……..Doğal olarak yüksek cholestero’lü diyetle besleniyorlar. Cholesterol düzeyi düşük. Atherosclerosis yok
İnsandan
Başka Primatlar..Ateroskleroz çok değişik yerlerde görüldü
———————————————————————————

Buna bir de ayıları ekleyelim. Bunlar kış uykusuna yattıklarında kan cholesterol düzeyleri normalin üç ya da dört katına çıkar. Ama ayılarda ateroskleroz olmaz. Kış uykusu sırasında hayvan dışardan hiç bir besin maddesi almadığından, kendi yağları ğerekli eneji ya da öteki gereksinimler için harekete geçerek, kandaki cholesterol düzeyini alışılmadık biçimde yükseltir. Demek ki kandaki cholesterol düzeyi hem açlıkta, hem de toklukta artmaktadır. Gerçi kanda cholesterol hiç bir zaman sıfır düzeyine inmez,,. İnemez.

O halde, atherosklerosis yalnız insanlara özel bir hastalık türüdür denebilir. Ama düzenli bir biçimde, ayrıcalıksız bütün insanlarda atherosklerosis görülür mü?… Bunun yanıtı “hayır” dır.

Atherosklerosis’in gerçekleşmesi için damar (arter) iç yüzeyinde bir yaralanma olmalıdır. Bu yaranın üzerine, artık cilalı olmayan bu yüzeye, kanda dolaşmakta olan cholesterol oturur. Kanda dolaşmakta olan cholesterol düzeyi ne olursa olsun, demek ki ister normal ister yüksek, dahası isterse düşük düzeyde cholesterol bulunsun, damar yarası üzerine cholesterol oturarak burayı bir yaranın kabugu gibi kapatır. Doğa kendi yöntemiyle yarayı iyileştirmiştir. Bu olurken, elbette damar boşluğu bir ölçüde daralır. O bölgede damar duvarı esnekliği de kalmaz. Bu yüzden hastalığa damar sertliği ya da atherosklerosis diyoruz. Cholesterol’ün oluşturduğu bu yara kabuğuna atheroma plağı adı verilir.

Atheroma plakları, hep damarların (arterlerin) ikiye ayrıldıkları yerlerde oluşur. Çünkü kan buradan geçerken girdigi damar duvarlarına bir darbe etkisi (trauma) yapar. Bu darbenin sürekli olması yüzünden damar iç yüzü yaralanabilir. Ama hepimizde mi?… Hayır. Bazı buna yatkın kişilerde bu olay meydana gelir. Bazı ırklar buna yatkın gibi görünüyor. Demek ki bir soya çekim olayıyla karşı karşıya olabiliriz. Bundan bir gen sorumlu olmalıdır diye düşünülebilir. 2000 li yılların başlarında bu tür gen araştırmaları yapıldığını görüyoruz. Bu konuda Tove Andersson ile Roger T. Dean’ın çalışmaları, tünelin ucunda görülen ışık niteliğindedir bizim için. Atherosclerosis’te yapılan gen araştırmaları belki bizi bu gün içinde olduğumuz “yanlış tanı, yanlış sağıtma” sarmalından kurtarabilir. Böylelikle, insan organizması için yaşamsal önem taşıyan lipidler ile onların yapı taşları olan yağ asidleriyle uğraşmayıp, kendi hallerine bırakma olanağını elde edebiliriz.

Gerçenten de, bu günlerde Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinde yapılmakta olan güncel bir klinik saptamayla, ana karnındaki bebekte, öteki kalıtımsal bozukluklar yanında atheroskleroza yatkınlık olup olmadığı anlaşılmaktadır. Demek ki, böylece atherosklerosis’in kalıtımsal olduğu, açıkça kabul edilmektedir. Bizce bu büyük bir aşamadır.

Buna karşın, daha önce bizler ne yapmışız? Damar yarası üzerine oturan maddeyi alıp inceleyerek, bunun cholesterol olduğunu görüp bütün sorumluluğu cholesterole yüklemişiz. Elbette bundan sonra kanda bu maddeyi nasıl düşürebiliriz sorusu gündeme gelmiş. Çünkü “ulema!” kan cholesterol düzeyinin önemi üzerinde, her şeye karşın anlaşmış bulunmaktadır. Bu niye benziyor biliyormusunuz? Bir deri yaralanmasından sonra yaranın üzerinde oluşan kabuğu, yaranın açılmasından sorumlu tutmaya benziyor. Hemen irkilip kendinize “hiç böylesi anlamsız, saçma” bir düşünce olabilir mi?” diye sormayın. Çünkü bu konuda bütün olanlar, eskilerin “abesle iştigal” diye nitelendirdikleri olgudur.

Oysa bize düşen, önce damar iç yüzü neden, nasıl yaralanmaktadır? Bu bir iltihab olayımıdır yoksa başka türlü bir olay mı gelişmektedir? Konularını araştırıp deneyler yapmaktır..Hastalığa çare arıyorsak bu yönde araştırma ya da çalışma yapmamız düşünülür. Yoksa kendi düşüncemizi zorla doğrulayabilmek için, sonu boşa çıkan, hayvanlarda cholesterol yükleme deneyleri yapmak değil. Kandaki cholesterol düzeyi ikincil, belki de üçüncül bir özelliktir. Hele cholesterol’ün iyi huylu ya da kötü huylu olan bölümlerini araştırıp bulmak, iyice boşa çalışmak sayılır. Bu günkü günde varılmış olan noktada, bunları hala düşünüp aklımıza getiremiyorsak, söylenecek bir söz kalmamış demektir. Yalnız bir özellik belirtilebilir. O da günümüzde damar sertliği için uygulanan sağıtım ile korunma yöntemlerinin yanlış yönde olduğudur.

Biz yukardanberi anlattıklarımızı her olanağı kullanarak dilimizin döndüğü kadar her yerde, 1985 yılından bu yana tam yirmi iki yıldır, hep anlatıp savunduk.. Ama, demek ki hep yanlış zamanda, yanlış yerde dile getirdiğimizden olacak, bu güne kadar doğruların gündeme gelebildiğini göremedik. Belki bundan sora gelen beş, on yıl içinde gerçekler ortaya çıkacaktır.. Umudumuz budur.

İşte zekanın tanımı bölümünde sözü edilen neden (sebep) – sonuç (netice) bağıntısını açıkça anlatan uygulamalı bir örnek. Atherosclerosis’in nedenleri konusunda yapılan araştırmalar ile varılan sonuçlar gerçekten de zekanın tanımındaki neden-sonuç bağıntısı için iyi bir örnek oluşturmaktadır. Ne olmuştur? hangi olayın neden, hangi olayın sonuç olduğu doğrulukla bulunamamıştır. Demek ki zeka iyi çalışmamıştır, çalıştırılamamıştır.

Ama, bir araştırmacı için zeka baş koşul değilmidir? Zekanın iyi çalışmaması bir yana, bilim adamı düşünce biçimi için kaçınılmaz gereklilik olan “acaba vardığım sonuç doğru mu?” sorusu da hiç sorulmamışa benziyor. Bir bilim adamı için bunlar olanaksızdır. O zaman , bir zamanlar cizvit papazlarınca din konusu üzerinde yapıldığı gibi, kamuoyundan bilerek bazı gerçeklerin saklandığı gelmiyor mu akla?(!)…
——————————————————————————

Andersson, Tove : Approaches to differential gene expression analysis in atherosclerosis. 2002, Doctoral thesis; Stockholm : KTH Biotechnology.

Dean, T. Roger, Kelly, David T. : Atherosclerosis Gene Expression, Cell Interaction, and Oxidation.2000; Oxford University Press

——————————————————————————

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>